8 Ocak 2011 Cumartesi

BEYAZSU ŞELALESİ

            Beyazsu tabirini çocukluğumdan beri duyardım. Ailenin büyükleri; “Isırlığa giderken Beyazsu’yun yanından geçerken…” filan diye anlatırlardı çoğunlukla. Yahut, “Sıkçamlığa yaklaşınca Beyazsu göründü…” derlerdi. Ben de merak ederdim; “Bu Beyazsu’ya neden beyaz diyorlar?” “Suyu nasıl beyaz oluyor?” gibi sorularla olayı anlamaya çalışırdım.
            Çocukluğumda, ailem Ağaran Şelalesi’nin yanındaki mezra evimize her yazın “köç” ederdi. 3-4 tane ineğimizle her yaz başı Ağaran’a çıkar, kışa doğru tekrar Sırt Köyü’ne inerdik. Annem mezraya göç hazırlıkları yaparken, neden telaşlı olduğunu soran komşulara “Köçümüz var, mezraya çıkıyoruz” derdi. “Göç” kelimesinin Orta Asya’da kullanılış biçimiyle “köç” olarak ifadesini hiç unutamam.
            Diyeceğim o ki; Ağaran Şelalesi’ni çocukluğumdan beri çok iyi bilirim. Ama Beyazsu benim için hep bir muamma olarak kalmıştır. Ta ki, Ağaran Şelalesine yol gittikten sonra, Beyazsu Şelalesi’ni gidip fotoğraflama düşüncesi kafamıza dank edene kadar. İşte yukarıdaki beyaz saçlı şelale Beyazsu Şelalesidir ve bu resim de o gezide çekilmiştir.
            Ağaran Şelalesi Çayeli’nden 12 km mesafededir. Beyazsu ise Ağaran’dan yaklaşık 6-7 km yukarıda… Eski patika yolları diken ve orman kapladığından, Beyazsu’ya ancak Nisan-Mayıs aylarında gidilebiliyor. Kışın 2-3 metre karın altında kalmış olan dikenler ve diğer bitkiler henüz yerlerde sürünürken, üzerlerine basarak Şelaleye yaklaşmak mümkün olabiliyor.
            Yaklaşmak dediysem, 100-150 metre mesafeden izlemeyi kastediyorum. Beyazsu’ya iyice yaklaşmak için, uçurumvari yerlerden geçmek, yol olmayan ağaçlıkları aşmak gerekiyor. Ama Şelaleye o kadar da yaklaşmanız gerekmiyor zaten. Daha bir-iki kilometre mesafeden yeşilliklerin ortasında salınan beyaz saçları görmeniz mümkün oluyor. Her taraf kışın yaprağını dökmeyen ağaçların yeşilliği ve parçalı karlarla kaplı iken, bu yeşillikler arasındaki Beyazsu sizi şaşırtıyor. Çünkü burada dere olduğuna dair hiçbir iz ve işaret yoktur. Durup dururken bir şelale oluşmuş gibi hissediyorsunuz.
            Burası, Şairler Deresinin Ağaran kolu üzerinde derenin kaynağına çok yakın bir yerdir. Dere Koldağı’ndan doğmakta ve 6-7 km sonra Ağaran Şelalesi’nin yanında, derenin Isırlık kolu ile birleşmektedir. Suyun kaynağına çok yakın olduğu için, Koldağı’nda kar varken Beyazsu’yun suları gür akıyor, kar eridikten sonra ise iyice azalıyor. Bu sebeple Şelaleyi resimdeki gibi izleyebilmenin şartı, Nisan-Mayıs aylarında ziyaret etmektedir. Hatta Mayıs’ın ilk 15 gününü geçirmek de fırsatı kaçırmak anlamına gelebilir.
            Ağaran Şelalesi’nin yaz-kış devamlı çağlayan suyuna karşılık, Beyazsu Şelalesi Mayıs’tan sonra içine kapanır ve adeta küser. Yine suyu beyazdır, ama gür değildir ve yaşlılığın getirdiği saç yoksunluğunu andırır bu defa…
            Beyazsu Şelalesi’ni uzaktan 3-4 defa izleme imkanı buldum, ama Şelale ile ancak bir defa kucaklaşabildim. Şelalenin yakın çekim resimleri de o zaman çekilmiştir. Çünkü Şelaleye bu kadar yaklaşmak hem çok zor hem de risklidir.
            Çayeli’nin Şairler Deresi’nde Rize’nin en önemli Şelalelerinden biri olan Ağaran Şelalesi’nin yanında, Beyazsu Şelalesi, anıt niteliğindeki Kart kayın ağacı, kemer köprüler, değirmenler vb bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu değerlerin tamamının bir dere vadisinde yer alması önemli bir turizm potansiyeli oluşturmaktadır.

Doğu Karadeniz Turizm Master Planı



7-9 Ağustos 2010 tarihlerinde İkizdere Ridos Otel’de, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Bayburt ve Gümüşhane illerini kapsayan “Doğu Karadeniz Turizm Master Planı” için bir toplantı yapıldı. Toplantıya konu ile ilgili 6 Bakan ve koordinatör olarak da İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar katıldı.


Bu toplantı yapılmadan önce, illerin turizm sektörü temsilcilerinin ve turizmle ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınmalıydı. Turizm sektöründen ve sivil toplum örgütlerinden kopuk olarak turizmi geliştirmek mümkün olabilir mi? Elbette hayır. Ama turizm haftası etkinliklerine bile çağırılmayan turizm STK’larının, master plan çalışmalarına davet edilmesi de herhalde beklenemezdi.


Sektörün sorunlarını bilen ve bölgenin ihtiyaçlarını ortaya koyabilecek yerel katılımın sağlanmaması büyük bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca bu işin koordinasyonu için, bölge dışından birinin; İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar’ın görevli olması da konuya yeterinde önem verilmediğini göstermektedir.


Hemen belirtmek gerekir ki, yeşiliyle ve doğasıyla çok özel bir turizm avantajına sahip olan Rize’nin, diğer Doğu Karadeniz illerinden ayrı ve özel bir turizm potansiyeli mevcuttur. Bu sebeple, Rize turizminin ayrı olarak değerlendirilmesi gerekirdi.


Bir süredir tartışılan, Samsun’dan Artvin’e 1200 km’lik yayla yolu projesinin, Turizm Master Planının en önemli unsuru olarak öne çıkarılması nasıl değerlendirilmelidir? Karadeniz sahil yolu gibi, yeterince değerlendirilmeden aceleci bir yaklaşımla bu tür kararların alınması, sonra geri dönülmesi imkânsız zararlara sebep olabilmektedir. Öngörülen yayla yolunun, Samsun’dan Artvin’e bir hat şeklinde düşünülmesi yerine, her ilin ve coğrafi yapının özelliğine göre, farklı yapı ve özellikte tasarlanması daha uygun olmaz mı?


Bu konu ile ilgili çalışmaların üç yıldır sürdüğü ve bir başka toplantının 25 Şubat 2010’da Trabzon’da yapıldığı kayıtlarda yer almaktadır. Trabzon Valisi Recep Kızılcık, bu toplantı öncesinde şu açıklamayı yapmıştı: “Doğa turizminin yapılacağı yörelerde tur güzergâhları, varış noktaları, alt ve ara istasyonlara yönelik bir takım çalışmalarda yapılacak. Yaylaların yoğunlaştığı bölgelerde öncelikli olarak turizmi geliştirme ve eylem bölgeleri belirlenecek. Kamu özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılarak turizm aktiviteleri sağlanacak. Bu çerçevede Turizm Master Planı’nda amaçlanan noktalar Trabzon’da tartışılacak ve çalışmaların başlatılması için yol haritası belirlenecektir”.


Sayın Vali’nin açıklaması, yapılması gerekenleri bir ölçüde kapsamaktadır. Turizmi geliştirmek istiyorsanız, öncelikle turizm altyapısını hazırlamanız gerekmektedir. Bu sebeple turizm potansiyeli olan yerlere nitelikli ulaşım imkânı sağlanması gerekmektedir. Bundan sonra, turizm potansiyeli olan yerlerde konaklama ve hizmet altyapısının oluşması için gerekli çabaların ortaya konulmasına sıra gelmelidir. Unutulmamalıdır ki, güney illerimizde turizm, yatak kapasitesinin artırılmasıyla gelişmiştir. Doğu Karadeniz’de mevcut yatak kapasitesiyle turizmi canlandırmak mümkün değildir. Bu sebeple, bir yandan otel yatırımları desteklenmeli, diğer taraftan da dağ ve yayla evleri tarzında bungalov tipi konaklama için destek sağlanmalıdır.


Turizm Master Planı toplantısının sonuç bildirgesinde, bilinenlerin tekrarından öteye geçilmemiştir. Toplantıda; “Bölgenin turizm amaçlı gelişimine esas teşkil edecek planın sunumu ve plan üzerinde görüşler dile getirilmiştir. Master planın hayata geçirilmesi için yasal ve yönetsel düzenlemeler ile ilgili kurumların yapması gereken genel ve odaksal çalışmalar tartışılmıştır.”


Sonuç bildirgesinde, bu türden genel değerlendirmelerden sonra, belki tek dişe dokunur açıklama; “Turizmin bölge için taşıdığı özel önem göz önünde tutularak konuya ilgili bütün kurum ve kuruluşlar nezdinde koordine edecek yeni ve özerk yetkili bir birime ihtiyaç duyulduğu”nun ifade edilmesi olmuştur. Mevcut turizm örgütlenmesiyle, bölgenin turizm sorunlarının çözülmesi mümkün değildir.


Bölge turizminin gelişmesi için, Sümela, Uzungöl, Ovit ve Ayder’den başka turizm merkezleri oluşturulması gerekmektedir. Şu anda bölgeye gelen bir turist bir günde bölgeyi dolaşıp gidebilmektedir. Hâlbuki turizm destinasyonları çoğaltılarak, gelen turistin bir haftadan önce yöreden ayrılamayacağı şartlar oluşturulmalıdır.


Yeni turizm destinasyonları olarak nerelerin potansiyele sahip olduğu incelenmeli ve buralarda ulaşım ve konaklama altyapısı özel olarak desteklenmelidir. Özellikle Rize’nin her bir vadisi, tur otobüsünün girmesi halinde gelenleri memnun edecek doğal güzelliklere sahiptir. Vadilerden içeri girmeyen tur otobüsleri, sahil geçişi ile yollarına devam etmekte ve doğal turizm potansiyeli atıl durmaktadır.


Çayeli ilçesinde, Şairler vadisinde, sahile 12 km mesafede bulunan Ağaran Şelalesi, yol güzergâhında bulunan kemer köprüler, değirmenler ve yakınındaki anıt niteliğinde kayın ağacıyla birlikte, yeni bir turizm destinasyonu olabilecek potansiyele sahiptir. Ne var ki, birkaç yıl önce turizm broşürlerinde dahi yer almayan bu doğa ve turizm değeri, gereğinde değerlendirilmemektedir.
Kültür ve Turizm İl Müdürlükleri, mevcut yapısıyla turizm destinasyonları belirleme ve buraları geliştirme imkânına sahip değildir. Doğu Karadeniz turizmini canlandırmak, gerekli altyapıyı oluşturmak, yeni destinasyonlar belirlemek ve geliştirmek üzere yeni bir organizasyonun gerekli olduğu açıktır
.

Uluslararası Turizm Kurultayının Ardından

Çayeli Kültür Merkezi’nde Düzenlenen Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Turizm Kurultayı, 17 Aralık 2010’da yapılan kapanış oturumuyla faaliyetini tamamladı. Bölgemizde gerçekleştirilen ender uluslararası toplantılardan biri olan etkinlik, harika bir organizasyon olarak, hem Ankara Rize Dernekleri Federasyonu hem de Çayeli ilçe yönetiminin üstün başarısıyla sonuçlandı.
Başından sonuna kadar dikkatle takip ettiğim Turizm Kurultayı’nın ele almak istediği konular şunlardı:
• Karadeniz’de  kıyısal alan turizminin geliştirilmesi,
• Karadeniz kıyısında yer alan turistik değerlerin ortak belirlenmesi,
• Karadeniz havzası Sivil Toplum Kuruluşları diyaloglarının artırılması,
• Karadeniz bölgesinde turizm potansiyeli olan 100 noktanın belirlenerek dünya ülkelerinin beğenisine sunulması,
• Karadeniz’in ortak markalaşması ve turizm değerlerinin markalaşması,
• Karadeniz’in kirlenmesinde önemli rolü olan Tuna nehrinden kaynaklanan kirliliğe karşı ortak tavır alınması.
Protokol konuşmalarından oluşan açılış oturumu ile birlikte yedi oturumda, Karadeniz’de kıyısı olan; Bulgaristan, Romanya, Moldova, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan’ın yanı sıra Letonya da tebliğ sunarak Kurultay’a katıldı. Bu katılımın sevindirici olduğunu belirterek, toplantının sonunda, bu ülkelerin katıldığı daha önemli bir gelişme yaşandığını belirtmek gerekmektedir. Bu gelişme, Karadeniz turizmi için kıyıdaş ülke temsilcilerinden oluşan bir koordinasyon kurulunun oluşturulmasıdır. Ayrıca toplantıların sürekli hale getirilmesi ve ikinci toplantının Acaristan’ın başkenti Batum’da üçüncünün ise Romanya’da yapılması yönünde ilke kararı alınmıştır. Bu konu ile ilgili karar oluşturmak üzere oluşturulan kurul Mart 2011’de Batum’da bir araya gelecektir.
Kurultayla ilgili heyecan verici sonuçları öncelikle sizlerle paylaştıktan sonra, turizmle ilgili sunulan tebliğlere sözü getirmek istiyoruz. Dış ülkelerden gelen katılımcıların öncelikle kendi ülkelerini turizm yönüyle tanıtan tebliğler sunduklarını belirtmek gerekir. Başta Acaristan temsilcisi olmak üzere bütün kıyıdaş ülke temsilcileri, turizm faaliyetlerinin sınırlarla bölünmemesini, birkaç ülkeyi kapsayan komple turlar düzenlenmesini önerdiler. Acaristan temsilcisi Osman Çalışkan’ın, Türkiye tarafından hazırlanan ve 8 Doğu Karadeniz ilini kapsayan Turizm Master Planı’na 9. il olarak Batum’un dâhil edilmesini talep etmesi izleyicilerden yoğun alkış aldı.
Ukrayna adına tebliğ sunan Prof. Nataliya Antonyuk ve Doç.Oksana Karayevska, ülkelerinin en önemli turizm potansiyelinin Kırım yarımadası olduğunu ifade ettiler. Bilindiği gibi Kırım, Tatar Türklerinin Stalin döneminde Sibirya’ya sürgün edildiği ve 20 yıl kadar önce geri dönerek vatanlarına sahip çıkmaya çalıştığı bir yerdir. Prof. Antonyuk tebliğinde Bahçesaray’dan bahsedince kendisine ve Oksana Hanım’a Kırım Tatarlarını sordum ve Kırım’ı tanıtırken, bize Kırım Tatarlarından bir seda getirdiklerini söyledim. Prof. Antonyuk, mini turizm dediği noktasal turizm değerlerine dikkat çekerek; “Evrende başka Karadeniz yok” sloganına yer verdi.
Moldova’dan katılan Dr. Liudmilla Fedotova ve Dumitru Drumea Gagavuz Yeri’nden olduklarını söylediler; Gagavuz’uz dediler ama tek kelime Türkçe konuşmadılar. Bulgaristan’dan Sonia Koltukliyeva, sempatik tavırlarıyla ilgi toplarken, en sevdiği şehrin İstanbul olduğunu ifade etti ve bu tür toplantılarda Türkiye’nin çok başarılı olduğunu kaydederek Çayeli’nde bize gösterdiğiniz ilgiyle kalbimizi kazandınız dedi. Bayan Koltukliyeva, sadece rekabet edersek gelecek kuşakların bizi affetmeyeceğini bu sebeple işbirliği yapmamız gerektiğini söyledi ve Balkan ülkeleri arasında “ortak bir seyahat ürünü” oluşturulmasını önerdi.

 İstanbul’dan gelen iletişimci Azize Şahin, turizmde marka oluşturma üzerine önemli bir tebliğ sundu. Marka tasarımının basit bir logo belirleme olmadığını, dünyadaki benzerlerine göre öncelikle bir konum belirlenmesi gerektiğini, bu konuma göre bir amaç tespit edilmesi ve amaca ulaşmak için stratejiler oluşturulmasının şart olduğunu ifade etti.
 TÜROFED II.başkanı Seçim Aydın ise, otelciler adına düşük kapasiteye razı olmamak gerektiğini ifade ederek şu önerilerde bulundu:
 -Bir koordinasyon merkezi oluşturulması,
 -Ortak bir eğitim programı,
 -Yöreye has anlatımlar ve hikâyelerin derlenmesi,
 -Turizm fuarı düzenlenmesi,
 -Karadeniz turizm takvimi belirlenmesi, ve
 -Sağlık turizminin gündeme alınması (Soçi’yi buna örnek gösterdi).
 Karadeniz’de 100 turizm noktası projesini ve proje için tasarlanan internet sitesini (www.100spotsblacksea.org) anlatan Sait Aynacı, modern mimari tasarımlarına yer vererek, turizmde tasarımı öne çıkaran bir sunum yaptı. Kurultay’da tebliğ sunma şansını son anda yakalayan Hasan Önder, dağcılık, trekking ve raftingle ilgili kendi deneyimlerine dayalı bilgiler verdi ve 3800 metreden 60 km sonra denize ulaşıldığını, bu iniş esnasında akarsuların çok önemli imkânlar sunduğunu anlattı.
Letonya temsilcisi Turist Rehberleri Birliği Başkanı Vijtauts Bruvelis, Baltık turizmine dikkat çekerek, efsanevi Baltık şehri Riga üzerinde durdu. Romanya adına tebliğ sunan Dragoş Florin David, turizmle birlikte tarih, kültür ve insanında ele alınması gerektiğini söyledi ve Moldova kiliselerinin turizm değerine dikkat çekti.  Bay David’in tebliğinin önemli kısmını Martin adlı ayının ağzıyla video gösterisiyle sunması dikkat çekti. Romanya adına diğer tebliği sunan Metropolitan Ajans temsilcisi Ioana GabrielA MELEACA ise ülkesinin turizm değerleri üzerinde durdu.
KATUDER adına katılan Av.Ahmet Çamyar ve TURMEPA Genel Sekreteri Levent Ballar kendi alanlarında önemli konulara değinen tebliğler sunarken, sempatik tavırlarıyla ilgi çeken Mesut Şenol ise Karadeniz’in kirletilmesi tehlikesine dikkat çekti. Deniz kirliliğine dikkat çekilen konuşmaların yanında, Doç Bülent Verep turizmde su ve su ürünlerinin önemine vurgu yaptı.
Kurultayı düzenleyen Rize Dernekleri federasyonu Başkanı Dr. Süleyman BASA, Karadeniz’de yat turizminin mümkün olduğuna dikkat çeken bir tebliğ sunmanın yanında, kapanış bildirisini de sundu.
Kurultay’ın Rize bakımından önemli bir ayrıntısı, Rize’nin yetiştirdiği akademisyenlerin önemli görevlerde bulunmalarına rağmen, Rize’ye gelerek etkinliğe katkıda bulunmalarıydı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörü Prof. Muhammed Şahin ikinci oturumun başkanlığını yaptı ve “Dikkatimi çekiyor, Türkiye’de başbakanlar ya İTÜ’den yada Rize’den çıkıyor” diyerek esprili bir tespitte bulundu. 
 Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Kemal Köymen dördüncü oturuma başkanlık yaparken, Gazi Üniversitesinden Prof. Reşat Kasap beşinci oturuma başkanlık yaptı. Altıncı oturumun başkanlığını Prof. Oktay Torul yaparken, beşinci oturumu TOBB Üniversitesinden Prof. Ali Alp yönetti. Ali Alp Hoca aynı zamanda Kurultay’ın koordinatörü olarak en önemli görevi üstlendiğini ifade etmek gerekmektedir.
Kurultay’dan beklenen 100 turizm noktasının belirlenmesi yerine, bu belirlemenin yapılabilmesine zemin oluşturacak ilkelerin tespiti yoluna gidilmesi tercih edildi. Kurultay sonuç bildirgesi, resmi olarak açıklanarak yayın organlarında yer alacağından, burada ona değinmeyeceğim. Teşekkür edilmesi gereken; maddi katkı sağlayanlar, kişisel emek katkısı sağlayanlar ve yer ve sair imkânlar sunanlar, Kurultay boyunca sürekli olarak anıldı ve teşekkürler edildi. Bu sebeple burada tekrar bu fasıla girilmeyecektir. Ancak, organizasyonun başarılı olması ve Çayeli’nin Çavuşoğlu Otel ve Kültür Merkezi başta olmak üzere, mevcut altyapısıyla bu Kurultayda yeterli olması da takdir edildi. Bu vesile ile Çayeli’ne Çavuşoğlu Otel’i kazandıran Alibey Çavuşoğlu’nu rahmetle anarken, Kültür Merkezi’nin yapılmasında, başta Belediye Başkanı Rıza Çakır olmak üzere, MNG Holding’e ve diğer katkıda bulunanlara teşekkür borçluyuz.
Acaristan’la ilgili bilgiler verilirken, sadece Kobuleti’de 17 otel bulunduğu, pansiyonlarla birlikte bu ilçedeki yatak kapasitesinin 5000’i geçtiği ifade edildi. Batum’da inşa edilmekte olan 5 yıldızlı otel sayısının 7 olduğu ve bu sayının giderek artma eğilimine girdiği de bilinmektedir. Bunların nasıl yapıldığı, Acaristan temsilcisinin bir yıl içinde bitirilmesi kaydıyla, Kobuleti’de otel inşa edecek olana arsanın ücretsiz temin edildiğini söylemesiyle anlaşılmıştır. 
Rize ile Batum’un aynı turizm konsepti içinde değerlendirilmesi halinde, aynı turların hem Rize’ye hem de Batum’a uğraması söz konusu olacağından, Rize’de önemli bir otel açığı bulunduğunu söylemek yerinde olacaktır. Yörenin özgün değerlerinin koruyan ve öne çıkarak diğer görevlerin de yapılması kaydıyla, turizmin gelişmesi öncelikle yatak kapasitesinin artırılmasıyla sağlanmaktadır. Bu noktada turizm yatırımcılarına görevler düşmektedir.
Son olarak, Uluslararası Turizm Kurultayı’nın düzenlenmesini sağlayan ve yer olarak da Doğu Karadeniz’i ve özelikle Çayeli’ni seçen, başta Dr. Süleyman Basa olmak üzere Kurultay’a emek veren herkese teşekkür ediyoruz.